%@ Language=JavaScript %>
|
|
|||
|
|
Nisan 2007 |
||
Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı Açık Eğitim Programı
22-23 Haziran 2007 İSTANBUL
Detaylı bilgi için lütfen TIKLAYIN
1. Alışkanlık Proaktif Ol
2. Alışkanlık Sonunu Düşünerek İşe Başla
3. Alışkanlık Önemli İşlere Öncelik Ver
4. Alışkanlık Kazan-Kazan Diye Düşün
5. Alışkanlık Önce Anlamaya Çalış, Sonra Anlaşılmaya
6. Alışkanlık Sinerji Yarat
7. Alışkanlık Baltayı Bile
Pusula, misyonunuzu, yönünüzü ve değerlerinizi temsil eder.
Pusula, saatten önce gelmelidir. Çünkü nereye gittiğiniz, oraya ne kadar hızlı gittiğinizden daha önemlidir.
Tel: 0232 247 50 21 Faks: 0232 247 50 22
|
İletişim ve İlke Merkezli Liderlik |
||
|
Dr. Stephen R. Covey
“Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” adlı kitabım yayınlandığından bu yana, iletişim kalitelerini, ilişkilerini, elde ettikleri sonuçları, kuruluşlarını ve yaşamlarını geliştirmek isteyen birçok harika insanla çalışma imkanım oldu. Ancak üzülerek söylemeliyim ki, birçok kişi iletişim konusunda oldukça yanlış yaklaşımları benimsemiş durumdalar. Öğrendikleri “yapmacık” ve “kestirme” yöntemleri uygulama geyreti içerisindeler. Sorun: Farklı Merkezler Öncelikle sorunun bazı önemli noktalarının altını çizmek istiyorum. Daha sonra ise “ilke-merkezli” çözüm önerimi sunacağım. Bazı yöneticiler iyi sonuçlar elde etmek için son derece sert, hatta kimi zaman zalimce yöntemlerinin mazur görülmesi gerektiğini düşünüyorlar. “İş iştir, konu kar realizasyonu olduğunda etik kuralları ve ilkeleri arka planda bırakmak zorundayız.” diyorlar. Birçok kişi özel yaşamlarının kalitesi ile profesyonel yaşamlarındaki iletişimlerinin kalitesi arasındaki güçlü ilişkiyi ne yazık ki göremiyorlar. Kuruluşlarındaki sosyal ve politik ortam ve dışarıdaki zorlayıcı pazar koşulları yüzünden ilişkilerini rahatlıkla istismar edebileceklerini ve yine de iyi sonuçlar elde etmeye devam edebileceklerine inanıyorlar. Seminerlerimde “Aranızdan kaç kişi, çalışanların çok büyük bir bölümünün, yaptıkları iş için gerekenden çok daha fazla yeterliliğe, yeteneğe, yaratıcılığa ve beceriye sahip olduğunu düşünüyor?” diye sorduğumda %99’unun benimle aynı görüşü paylaştığını görüyorum. Neredeyse hepimiz en değerli kaynağımız olan insanın israf edilmekte olduğu konusunda hem fikiriz. Kahramanlarımızın çoğu “iyi para kazanan” insanlar. Ve ne zaman bu kahramanlardan biri – bir aktör, bir futbolcu ya da bir başka profesyonel – çıkıp da istediğini elde etmenin yolunun sıkı bir pazarlık gücüne sahip olmaktan, kazan-kaybet anlaşmaları yapmaktan ve oyunu kendi kurallarınıza göre oynamaktan geçtiğini söylediğinde hemen inanıyoruz. Özellikle sosyal normlar kahramanlarımızın bu görüşünü desteklediğinde, biz de hiç sorgulamadan bu düşünceye sahip çıkıyoruz. Yönetci bir arkadaşıma kuruluşlarının misyon bildirimini yazmak üzere tüm ekibini toplamasını ve altı ay bu konuda çalışmalarını önerdiğimde bana “Anlamıyorsun Stephen.” dedi. “Biz bu bebeği bu haftasonu yürüteceğiz.” Herşeyi bir hafta sonunda yapmaya çalışan çok fazla insanla karşılaşıyorum. Bozulan evliliklerini bir hafta sonunda düzelteceklerine, bir hafta sonunda kurum kültürünü değiştireceklerine, büyük bir projeyi iki günde ayağa kaldıracaklarına inanlar o kadar çok ki! Oysa bazı şeyler iki güne asla sığdırılamaz... Birçok yönetici yapılan eleştirileri hemen üzerine almak eğiliminde, çünkü çalışanlarının kendilerini kabul etmelerine bağımlı hale gelmiş durumdalar. Sanki yöneticiler ve çalışanlar arasında gizli bir anlaşma var: Kendi bakış açılarını geçerli kılmak ve kendi yetersizliklerini haklı çıkarmak için birbirlerinin zayıflıklarına ihtiyaç duyuyorlar. Bir keresinde yöneticilerden oluşan bir gruba eğitim veriyordum. Derken katılımcıların tümünün CEO’larının zorlaması ile orada olduklarını ve kendilerini dört gün boyunca otuturup bir yığın boş, saçma ve anlamsız düşünceyi dinlemek zorunda olan kurbanlar olarak gördüklerini farkettim. Onlar, eğitimi bir “yatırım” olarak değil de bir “harcama” olarak gören paternalistik bir kültürün parçasıydılar. Kuruluşları “insan”ı bir “makina” gibi yönetmişti. Çözüm: Merkeze İlkeleri Koymalıyız Bu sorunları alışılmış yaklaşımlarla çözemeyiz. Hızlı, kolay ve eğlenceli yaklaşımlar gerçek yaşamda işe yaramazlar. Çünkü aslında hepimiz doğal yasalara ve hükmeden ilkelere tabiyiz. Doğal yasalar ilkelere dayanırlar. Bu ilkeler, biz onların farkında olmasak da, ya da farkında olup değer vermesek de üzerimizdeki etkilerini sürdürürler. Etkisiz olan alışkanlıklarımızın kökleri, büyük ölçüde içinde bulunduğumuz sosyal çevrenin kestirme ve kısa vadeli düşünce sistemlerine dayanır. Mesela, öğrencilik yıllarımızda bir çoğumuz sınavlara çalışmamız gerektiğini bildiğimiz halde bunu hep ertelemiş ve son güne geldiğimizde hummalı bir çalışma içine girmişizdir. Sizce bu bir çiftlikte işe yarar mı? Bir ineği iki hafta boyunca hiç sağmazsanız iki hafta sonra bu inekten tek sağımda iki haftalık süt alabilir misiniz? Tarlanızı baharda ekmeyi “unutur” ve bütün yaz tembellik yaparsanız, hasat zamanı geldiğinde bu tarladan ürün alabilir misiniz? Yaşamın içinden bu örnekler bize “gülünç” geliyor ama iş okula geldiğinde nedense son gün çalışıp harika sonuçlar elde etmeyi umabiliyoruz. Uzun vadede etkili olacak olan daima doğanın yasalarıdır. Toprağı hazırlamalı, tohum ekmeli, tarlayı sürmeli, zararlı otları temizlemeli, sulamalı ve gübrelemeliyiz ki hasat vakti ürün alabilelim. Özel yaşamınızda ya da işinizde de durum asla bundan farklı değildir. Sizi hızla mükemmel sonuçlara ulaştıracağını iddia eden kestirme yollara ya da sihirli formüllere inanmayın. Doğru ilkeler pusula gibidir: daima doğru yönü gösterir. Eğer nasıl okuyacağımızı bilirsek kaybolmayız, yanılmayız, birbiriyle çatışan sesler ve değerler kafamızı karıştıramaz. Doğruluk, eşitlik, adalet, dürüstlük, namus ve güvenilirlik gibi ilkeleri ben icat etmedim: onlar insan ilişkilerine özgü evrensel doğrulardır. Onlar insan iradesinin, bilincinin ve vicdanının ayrılmaz parçalarıdır. İnsanlar iç güdüsel olarak yaşantılarını doğru ilkeleri baz alarak sürdüren kişilere güvenirler. Bunun kanıtlarını kendi uzun vadeli ilişkilerinizde bulabilirsiniz. Ancak güvenilir olduğunuzda insanların size güvenmesini sağlayabilirsiniz. Güven ile kıyaslandığında teknikler önemsiz kalır. Güven yüksekse çok çaba sarfetmenize gerek kalmadan ve hızlı bir şekilde iletişim kurabilirsiniz. İletişimde teknik hatalar yapsanız dahi insanlar sizi anlayacaktır. Ama güven düşükse iletişim yorucu, zaman tüketici, etkisiz ve haddinden fazla güç olacaktır. Birçok insan karakterini geliştirmeye çalışmaktansa kişilik üzerinde durmayı tercih ediyor. Kişilik gelişimi; türlü beceriler kazanmak, bir stil, tarz ya da imaj sahibi olmakla ilgiliyken, karakter gelişimi; alışkanlıkları değiştirmek, erdemli olmak, sözlerini tutmak ve başkalarının duygu ve düşüncelerine karşı duyarlı olmakla ilgilidir. Karakter gelişimi olgunluğun en önemli göstergesidir. Kendine değer vermek, aynı zamanda yüksek bir amaç ve ilkeler adına kendini ikinci plana koyabilmek bir insanın sahip olabileceği en yüksek olgunluk düzeyidir ve etkili liderlerliğin temelidir. İlke merkezli liderler doğanın yasalarıyla ve ilkeleriyle muhteşem bir uyum içerisindedir. Kestirme yolları ve hızlı sonuçlar vaadeden sihirli formülleri reddeder ve etkililiğin ilkelerini yaşamlarının, ilişkilerinin, iletişimlerinin, yönetim süreçlerinin ve misyon bildirimlerinin tam merkezine yerleştirirler. |
|||
|
provistaöncelikler yalnızca isteyen alıcılara gönderilmektedir. Herhangi bir sebeple bir daha almak istemiyorsanız, lütfen tıklayınız. provistaöncelikler ile ilgilenebileceğini düşündüşünüz tanıdıklarınız varsa lütfen tıklayınız. |
|||